Sesli Makaleüst menü

Yedi Tepeli Şehir: İstanbul

0

İstanbul’un bir adı da “yedi tepeli şehir”dir. Şehrin yedi tepe üzerine inşa edilmiş olması kent tarihinde yalnızca bir efsane olarak yer almaz, aynı zamanda Konstantinopolis olarak kurulurken şehrin kurucusu Konstantin’in de yedi tepeyi dikkate almasıyla yedi tepenin İstanbul’un en önemli unsurlarından biri olduğunu anlarız. Bugün İstanbul’un yedi tepe üstünde olduğunu birçok insan bilirken bu tepelerin hangisi olduğunu pek az insan bilmektedir. Bu yazıda da İstanbul’un yedi tepesini hem efsanesi bağlamında hem de yedi tepenin şehirde nereye denk geldiğini anlamak amacıyla ele alacağız.

İstanbul, tarih boyunca sınırları hep değişen bir şehir olmuştur. Yerleşim yerleri arttıkça ve şehir kalabalıklaştıkça önce surların dışına doğru ardından çevre şehirlere doğru hep genişlemiştir. Bu genişlemenin merkezi ise İstanbul’un kalbi olan, bugün de “Tarihi Yarımada” olarak adlandırılan yerdir. Dördüncü yüzyılda şehri kendi ismini vererek kuran Roma İmparatoru I. Konstantin’in İstanbul’u üzerine kurduğu yedi tepe de dolayısıyla burada yer almaktadır. Ancak işin gerçeğine baktığımızda Tarihi Yarımada’da coğrafi olarak tam tamına yedi tepenin var olup olmadığı spekülasyona açık bir konudur. İstanbul’un yedi tepe efsanesi şehrin topoğrafyasına değil de büyük oranda Roma’nın kuruluşuna dayanır, nitekim Roma İmparatorluğunun başkenti de yedi tepe üzerine kurulmuştur. O dönemde İstanbul ise toprakları genişlemiş Roma İmparatorluğu için doğuda bir eş başkent olarak düşünülmüştür. Roma ve Konstantinopolis her açıdan iki eş şehir olarak ayarlanmış ve o şekilde tasarlanmak istenmiştir, bu yüzden de Roma’daki yedi tepe efsanesinin aynısı bir nevi İstanbul’a da uygulanmıştır. Yani şehrin yedi tepeli olarak yapılması istenilmiş ve bu şekilde yedi tepeli şehir olmuştur.

Tarihi Yarımada’da bulunan bu yedi tepeyi özellikle günümüzde fark etmek oldukça zordur çünkü cumhuriyetten sonra yapılan şehircilik faaliyetleri ile bu tepelerin belirginliği de nispeten azalmıştır. Yine de tepelerin üzerinde bulunan mimari yapılar sayesinde bugün bu tepeleri rahatlıkla ayırt edebiliriz. Eskiden de aynı şekilde tepelerin üzerine kondurulan büyük ve dikkat çekici mimari yapılar ile bu tepeler şehrin siluetinde vurgulanmıştı. Bu yapılar aslında bir yandan da İstanbul’un görünüşünde tepelerin önemini vurgulamıştır. Bu tepelerin nerelere denk geldiğine bakalım.

İstanbul’un birinci tepesi Tarihi Yarımada’nın ucunda yer alan Sarayburnu üzerindeki yükseltidir. Bu tepe Topkapı Sarayı’nın bulunduğu alana denk gelir ve hiç şüphesiz İstanbul’un en ihtişamlı tepesidir. Osmanlı zamanında da Bizans döneminde de şehrin merkezi bu tepe olmuştur. Bizans zamanında da imparatorluğun saray kompleksi Sarayburnu üzerindeki tepede Marmara Denizi’ne doğru inşa edilmiştir, ancak bu saraylardan günümüze çok fazla yapı ulaşmamıştır. Bugün birinci tepeye baktığımızda Topkapı Sarayı ve sarayın üstünde yükselen Adalet Kulesi ilk olarak gözümüze çarpan yapılardır. 

Divanyolu Caddesi’nden devam ettiğimizde İstanbul’un ikinci tepesi olan Çemberlitaş’a ulaşırız. Bu tepe de İmparator Konstantin’in dördüncü yüzyılda yaptırdığı Çemberlitaş Sütunu ile işaretlenmiştir. Bizans İstabulu’nda bu sütun Konstantinopolis’in meydanlarından birinin, ya da bir agoranın tam merkezinde yer almaktaydı. Bu meydanlar sonrasında depremler ve afetlerle yıkıma uğramışlardı. Osmanlı İstanbul’unda ise bu tepe 18. yüzyılda yapılan ve tepeden bakıldığında adeta bir dantel işlemesi gibi görünen Nuruosmaniye Cami ile taçlandırılmıştır.

Şehrin üçüncü tepesi buradan biraz daha ilerlendiğinde Beyazıt Meydanı olarak karşımıza çıkar. Bizans döneminde de burası I. Theodosius Meydanı olarak aynı işlevde kullanılmıştır. Bu tepe de şehri Osmanlılar fethettiğinde ilk yapılarını buraya inşa etmeleri hasebiyle oldukça önem arz etmektedir. İstanbul’un ilk Müslüman görünümlü bir şehir olması üçüncü tepeden başlamıştır. Fetih döneminde yapılan eserler günümüze ulaşamamıştır ama bugün o civarda Beyazıt Camii ve İstanbul Üniversitesi’nin bir kısmı yer almaktadır. 

Tarihi Yarımada’nın dördüncü tepesi bugün Aksaray ve Haliç arasında kalan Fatih Cami’nin bulunduğu yükseltidedir. Fatih Camii bugün de Tarihi Yarımada’nın Haliç yönünden bakıldığında şehir siluetinin en ihtişamlı parçalarından biridir. 

Şehrin beşinci tepesi Yavuz Sultan Selim Camii’nin bulunduğu yerde kalır. 

Yavuz Sultan Selim Camii’nden Edirnekapı yönüne devam edildiğinde şehrin altıncı tepesi olan Mihrimah Sultan Camii’ne ulaşılır. Altıncı tepenin bir özelliği de şehrin en yüksek tepesi olmasıdır. Mihrimah Camii de bu yükseltinin üzerinde ve tek minareye sahip olmasıyla kendini gösterir. 

Yedinci tepe diğer tepelerden çok daha farklı bir yönde kalır. Marmara denizi yönüne doğru Cerrahpaşa ya da Kocamustafapaşa civarında yer almaktadır. Bizans İstanbul’unda burada Arcadius Sütunu yer almaktaydı, bugün ise Cerrahpaşa Camii bulunmaktadır. 

İstanbul’un yedi tepeli şehir sıfatı hem efsaneden hem de tarihî gerçeklerden beslenir. Elbette şehrin topoğrafyasında başka tepeler, yükseltiler de mevcuttur ancak İstanbul bir kent olarak kurulurken bu yedi tepe “görülmek” istenmiş ve sonucunda şehir bu yükseltiler üstüne kurulmuştur. Bugün bu yükseltileri birer tepe olarak fark etmek çok zordur çünkü yapılan inşaatlar, değişiklikler ile İstanbul’un yüzeyi de eskisine nazaran çok farklılaşştır. Yine de şehrin yedi tepesi önemli mimari yapılar ile her dönemde tekrar vurgulanmıştır. Her yükseltideki mimari yapı şehrin görünümü için çok önemlidir ve bu tepeleri asıl değerli yapan unsurlardır. 

Kaynakça:

  • Haldun Hürel, Efsanevi İstanbul Yarımadası, Kapı yayınları: İstanbul, 2016. s. 42-49

Buy A Analysis Paper Online

Önceki

Expository Essay Definition And Structure Outline Of Expository Writing

Sonraki

hoşunuza gidebilir

Yorumlar

CEVAP BIRAKIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Daha Fazla Sesli Makale